10.12.2017 :
Bekir Berat Özipek : Kimler Tıpış Tıpış Sandığa Gider?
Bekir Berat Özipek

Seçim sonrası Türk solundan “Kürt sorununa duyarlı” eski bir arkadaşımla konuşuyorum.

Aslında “Sırrı”ya verecekmiş, ama o günlerde bindiği bir takside iddialaştığı şoför “yolsuzluk da yapsa Tayyip’e vereceğim” deyince çok kızmış. O yüzden gidip Sarıgül’e vermiş. Aynen öyle dedi. Yolsuzluğun normalleşmesine tepki olarak gidip Sarıgül’e vermiş.

Telefonda ciddiyetimi korumaya çalışarak dinledim kendisini ama bir süre sonra dayanamadım. Sesimdeki “ben tabii ki sana inanıyorum Mary Sue, bak buradaki herkes de sana inanıyor” tonunu fark etti sonuçta.

Hakkını yemeyeyim. Hiç değilse “tatava yapma bas geç, ortamlarda Sırrı’ya verdim dersin” diye şaka yollu meramını anlatanlardan değildi. En azından Sarıgül’e oy verdiğini kabul ediyor ve “izah etmeye” çalışıyordu.

CHP’li ailelerin Kemalist olduğu gerçeğiyle yüzleşemeyen “radikal solcu” çocuklarından biriydi o. Hava bozunca çocuklar eve/sınıfa dönerdi; yine öyle oldu. Karar anı yaklaştıkça, “ortamlarda Sırrı’ya verdim dersin” geyiklerinden anlamayana daha açık konuşmak gerektiğinde, slogan değişti ve “tatava yapma, bas geç” oldu.

Tatava yapmadılar, basıp geçtiler, ama yine olmadı.

Yine tatava yapmayacaklarını, neden Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermek gerektiğini izah etmek için teorik gerekçe üretmeye çalışırken epeyce acı çekeceklerini söylemeye gerek yok.

CHP tabanı İhsanoğlu’na oy verir mi?

“Radikali” böyle yapan Türk solunun “merkez”inin ne yapacağını kestirmek de güç değil.

İhsanoğlu’nun adaylığı açıklandığında ilk gün sosyal medyada kopan fırtınaya ve öfkeye bakıp “sol bu adayı kabul etmez” diyenlere karşı çıkmış ve “göreceksiniz, çok kısa sürede “İhsanoğlu’nun erdemleri” ve dolayısıyla ne kadar iyi bir tercih olduğu orada egemen bilinç haline gelecek” demiştim.

Çünkü evet, ilk anda twitterı, facebooku manipüle etmek mümkün değildi. “Bu ne yaa … şaka mı şimdi … nerden buldunuz?” şeklindeki ilk tepkiler doğal, spontane ve işlemden geçirilmemiş tepkilerdi. Ama ertesi günden itibaren oligarşi medyasının ne yapacağını öngörmek mümkündü. O medyanın “merkez”i ve “radikal”iyle, Atatürkçüsü, Kemalisti, ırkçısı ve ulusalcısıyla Türkiye solunun bilincini belirleme konusundaki etkisini ve rolünü bilen herkes tahmin edebilirdi bunu.

Nitekim oligarşi medyasının ana omurgasını oluşturan Doğan Medyası rolünü oynamaya başladı ve çok kısa bir zaman içinde, “bu kim yaa, nerden çıktı?” diyenler, izleyen günlerde onun ne kadar iyi bir tercih olduğundan söz etmeye başladılar. Üçüncü gün söylem değişmişti.

Uzatmayalım, CHP tabanı İhsanoğlu’na oy verir. Çünkü Atatürkçülük veya Kemalizm ayrıcalıklı zümrenin çıkarlarını meşrulaştırmanın ideolojisidir, yani esas olan zümrenin çıkarlarıdır ve CHP tabanı da “öz”ü korumak için “biçim”den fedakârlık yapmasını kabul edecektir.

Yakın geçmişte “Üsküdar’ın sorununu müftü çözer” sloganıyla veya “emekli bir müftü olarak tek amacım Allah’a ve Allah’ın kullarına hizmet etmektir” şeklindeki mesajlarla oy isteyen İhsan Özkes’e oy veren CHP tabandır ve aynı tabanın Kadir gecesinde “Peygamberimiz ‘bu dünya ahiretin tarlasıdır’ buyurmuş. Sevgi ve saygı ekeceğimiz nice mübarek kadir geceleri dilerim” diye mesaj gönderen İhsanoğlu’na “dini siyasete alet ediyor” diye tepki göstermelerini beklememek gerek.

‘Her ağacın kurdu…’

Türkiye’de sosyal piramidin üst tarafındakiler elbette İhsanoğlu’na oy verecektir. Bir şeyleri değiştirmesi için değil, değiştirmemesi, daha doğrusu aşınan ayrıcalıklarını onlara geri vermesi için.

Kemalist oligarşi, yeni gelişen sosyal güçlerle mücadele etmek için onların rengini taşıyan bir adayla karşılarına çıkmaktan çekinmeyecektir. Taban da, sadece “badem bıyıklı” adayı değil, sınıf çıkarları tehlikeye girdiği ölçüde Cüppeli Ahmet Hoca’yı da kabul edecektir.

CHP tabanında sınıfsal homojenliği bozan ve AK Parti, MHP ve BDP ile aynı sosyal sınıfı paylaştığı halde İhsanoğlu’na oy verebilecek tek ana grup Alevilerdir. Eğer hükümet Alevi sorununu çözmüş olsaydı, CHP’yi Devlet Mahallesi ile Nişantaşı’na hapsetmeyi başarırdı, ama bu da onun günahı ve dolayısıyla İhsanoğlu onlardan da oy alacaktır.

Biliyorum, Türkiye’de sınıfın belirleyiciliğini kabul etmek istemeyenler var. Özellikle de sol, genel olarak sınıftan bahsetse bile, somut olarak bu analizin sonuçlarıyla yüzleşmek istemez. Ama onlar ister etsin ister etmesin, her seçimde sandıklar açılınca zenginler ve yoksullar çok net biçimde ayrışır bu ülkede.

Kim ne derse desin, sonuçta yazlıkçılara “tıpış tıpış” gelip oy vermeleri çağrısını CHP yapıyor ve sadece o yapıyor. “AK Parti’nin seçmeni yazlığa mı gitmiyor, yoksa çağrı yapacak anlamlı sayıda yazlıkçı mı yok onlardan?” diye kimse sormuyor; çünkü herkes cevabı biliyor.

Diktatörlüğe gidiyoruz diye düşündük de o açıdan…

Şimdi CHP’nin demokrat olduğunu iddia edemeyecek bazı “radikal demokratlar” ise ülkenin diktatörlüğe gittiğine, hatta hali hazırda Erdoğan’ın diktatör olduğuna kendilerini inandırarak izah edecekler “Eski Sınıf”ın vicdani retten habersiz adayına oy verişlerini.

Onlar “korktukları için” İhsanoğlu’na oy vermeye karar veriyormuş gibi yapacaklar, biz de yine ayıp olmasın diye inanıyormuş gibi.

Ve seçimler yaklaştıkça “hayır benim de içime sinmiyor ama … MHP ile de aslında ne biliyim…” utangaçlığı yerini yine “aile partisine dönüş” refleksine ve CHP adayına açık oy çağrısına bırakacak.

Bırakacak ama gelin görün ki bu ülkede devlet hastanelerinden yararlananlar özel hastanelerden yararlananlardan çok daha fazla; Halk Partisi’nin dışında devasa bir halk var.

Ve sonuçları esas olarak “yazlıktan çağrılmayanlar” belirleyecek.

Bu yazı, serbestiyet.com'da yayınlanmıştır.

Bu makale 10611 kişi tarafından okundu.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan köşe yazıları/makaleler yazarların kendilerine ait görüşleridir. Köşe yazıları, makale ve yorumlardan Liberal Gazete veya liberalgazete.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Yazı, makale, yorum, herhangi bir içeriğin anayasa ve yasalara aykırı olamayacağı açıktır.
Sayısal Yazılım

Neden Liberal Gazete?

bilgi@liberalgazete.com

© Copyright - 2013 Liberal Gazete