16.01.2018 :
Fahrettin Dağlı : “Dindar Olmak Ahlaklı Olmayı Gerektirir mi?”
Fahrettin Dağlı

Belki de en son sormam gerekeni hicranım nedeniyle en başta sormak zorunda hissediyorum kendimi.

Allah aşkına insanlık ve İslamlık adına söyleyin bana, İslam’dan adalet ve ahlakı çekip aldığınızda geriye ne kalır?

Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu, ‘İlim ve Ahlak Zemininde İslam’ı Anlamak’ başlıklı konferansında nakletmiş (5 Mayıs):

 “Müslümanlıkla ahlak birbirinden hayli ayrıldı. Günümüz insanı ‘dindar ahlaklı olmayabilir’ diye düşünebiliyor artık. Geçenlerde bir hocamız alan araştırması yaptı. Bir soruya canım çok sıkıldı. Soru şuydu: ‘Dindar olmak ahlaklı olmayı gerektirir mi?’ Cevap verenlerin yüzde 70’i ‘hayır gerektirmez’ cevabını verdi. Bu soruya cevap verenler herhalde Kant’ı okuyarak mevcut duruma bakarak cevap veriyorlar. Teorik, entelektüel olarak doğru bir cevap olsa da bu vahimdir. Bu soruya bir Müslüman ülkede ‘hayır efendim bir insan dindarsa ahlaklıdır’ denilmesi gerekirdi. Oysa günümüz insanı ‘dindar ahlaklı olmayabilir’ diye düşünebiliyor. Oysa Müslümanın en temel özelliği güvenilir olmasıdır.”

Haydi buyurun cenaze namazına!..

Yine geçenlerde benzer bir röportaj seyretmiştim. Orada da muhabir soruyor: “La ilahe illallah” ne demek? Yaklaşık 30 kişi ile görüşülmüş, doğru cevap veren sadece bir elin parmakları kadar. Diğerleri öyle cevaplar vermişler ki ‘alakaya çay demle’ dedirttiriyor.

Böyle bir nesil geliyor. Yazılarımın birisinde de gençler arasında yaygınlık kazanan “deizm”e dikkat çekmiştim.

Bunun dışında, duyumlarımızla, gözlemlerimizle, okumalarımızla eriştiğimiz kanaat; “Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” yaygın tespitini tekrarlattırıyor. 

Beyler! Bayanlar! Lütfen kulaklarımızı, gözlerimizi hakikate kapatmayalım. Gerçekliği bütün kahırlığı ile görelim. Oturup adam gibi sebeplerini araştıralım. Vardığımız/varacağımız sonuçlar ne kadar iç acıtıcı olursa olsun hak adına, insanlık adına hiçbir gerçekliği ihmal etmeden ortaya koyalım. Teşhisimizi tam yapalım ki tedavisi mümkün olabilsin.

O kör olası iktidar tutkunu nefsimizi sığaya çekelim. Gerçekleri kabul etmekle, iktidar arasında bir tercih yapalım. “Gerçekleri kabul edersek iktidar zarar görür” gibi batıl bir inancın esiri olmak yerine “İslam kalmak için her şey feda olsun” kararlılığına, eminliğine varalım. Tam bir iman ile hakikate teslim olalım. “Eğer nefislerimizde olanı olumlu cihete evirebilirsek hem dünyanın ve hem de ahretin iktidarlarına sahip olacağız.” İstemez misiniz bu engin hazineyi? Dünyanın bu uyduruk iktidarlarına tercih etmez misiniz?

Geçenlerde yazdım; Ahlak çeperi yırtılmış, kabalaşmış, estetik hüviyetini kaybetmiş, ölçüsüz, disiplinsiz siyasi asabiyelere inat yine tekrarlıyorum;

Ey iktidar sevdalıları, asabiyecileri! “Vallahi sizin iyilik gördüklerinizin çoğunda kötülük, sizin hayır gördüklerinizin çoğunda şer, sizin başarı olarak gördüklerinizin çoğunda acı bir mağlubiyet görüyorum. Nasıl apaçık hakikate bu kadar sağırlaştınız? Nasıl bu kadar körleştiniz? Nasıl bu kadar yürek katılığı oluştu? İnatçı zorbalar gibi ille de, ille de güç/iktidar deyip, dilleriniz başka bir şey telaffuz edemez oldu? Bu hakikatleri seslendirdiğimiz zaman da koro halinde; “İşiniz hep tenkit, hiç mi iyi cihet görmüyorsunuz?” deyişiniz, sorunuz ciğerlerime balyoz gibi iniyor. Allah aşkına kazaya uğramış, zayiata uğramış, yitirilmiş güzel ahlak, dürüstlük, adillik, güvenirlik gibi insana/topluma güzellik ve zenginlik katan hasletler çıkarıldıktan sonra geriye İslam adına ne kalıyor?  “Köprüleriniz, tünelleriniz, hava limanlarınız, AVM’leriniz değil mi? Alın sizin olsun. Verin bize İnsanlığımızı, İslamlığımızı!..

Kulaklarınız duyuyor, gözleriniz görüyor, okuma yazmanız var değil mi?

Bakın, bu toplumun %70’ı, ‘Dindar olmak ahlaklı olmayı gerektirir mi?’ sorusuna “Hayır gerektirmez” cevabını veriyor.

Bundan öte ne sorabilirsiniz bu nesle?

Peki, bu dinin peygamberi niçin gönderilmişti?

“Güzel/Kemal ahlakı tamamlamak üzere”

Ne oldu şimdi?

Bu Peygamberin ümmetinin büyük çoğunluğu ise “Gerekmez” diyor.

Bu dine mensubiyet iddiası nerede kalıyor?

Daha önce de paylaşmıştım. Belki size garip gelebilir, büyük çoğunluğun içinde değil, azınlıkta kalanların tarafında olmak bana teselli gibi geliyor.

Bir araştırmanın sonucudur bu veri. Peki, bu veri olmasaydı kanaatimizde bir değişiklik olur muydu?

Hayır.

Çünkü sosyal medyada Müslümanlık aşkına ne cinayetler işlendiğini, hakaret edici, tekfir edici bir dilin nasıl fütursuzca kullanıldığını, trol denilen bir ekibin sabahtan akşama kadar nasıl bir şahsiyet cellâtlığı yaptığını görüyoruz, okuyoruz.

“Çalıyorlar ama çalışıyorlar” motto cümlesi tek başına bu meselemizi izah etmiyor mu? Bir dinin mensupları, inandıkları mabudun yasakladığı bir şeyi dünyalık bir getiri karşılığında nasıl satış konusu ettiğini ifade etmiyor mu?

Bunları takip eden, gören, okuyan insanlar haliyle “sizin inandığınız din bu ise, biz bu dinden değiliz” diyorlar/diyecekler.

Ne diyeceksiniz bunlara?

Peki, bu gidişatın vardığı nokta neresi? Ya ‘ateizm’, ya da ‘deizm’...

Ali Bardakoğlu’nun dediği gibi “Bu soruya cevap verenler Kant’ı okuyarak, mevcut duruma bakarak cevap veriyorlar.”

Yıllardır ortaokul ve lise müfredatında “Kur’an, Siyer, Din ve Ahlak Bilgisi” derslerini takip edenler cevap veriyorlar.

Dindar nesil iddiasının nasıl bir karşılık bulduğunu hepimiz yaşayarak görüyoruz.

Adalet ölçüsünü, mihenk taşını kaybettik. Onun içinde şirazemizi yitirdik. Bir tasavvur yamukluğu yaşıyoruz. Şaşı bakıyoruz. Çirkini, güzel; kötüyü, iyi; şerri, hayır olarak görmeye başladık. Tasavvurdaki bir milimlik sapma, amelde/eylemde büyük çaplı bir tsunamiye sebep oluyor.

Bir önceki yazımda belirtmiştim. Meseleleri yorumlarken, analiz ederken sadece eşyanın, sebeplerin görünen kısmına odaklanıyoruz. Hâlbuki her meseleyi iki boyutlu yaklaşım ile yorumlamak lazım. İki tabiatlı yaklaşım da diyebiliriz. Biri zahir üzerinden, diğeri hikmet boyutundan…Dolayısıyla hakikatte, eşyanın gördüğümüz kabuğundan müteşekkil olmadığı, onun altında yatan bir başka boyutun daha olduğu gerçeğine/hakikatine vasıl olmak… Allah’ın kâinata yönelik dahlinin arka planını okumadan, yorumlamadan yapacağımız tüm izahlar nakıstır. Zahirde gördüklerimizin/müşahede ettiklerimizin çok ötesinde hikmetlerin sözkonusu olabileceğini kabul etmek lazım. Fiilleri yaratanın, hayata her an müdahil olanın, son sözün sahibinin “O” olduğu gerçeğini unutmadan, ihmal etmeden meseleleri yorumlamak gerekiyor.

Bu düşünce tashihini, restorasyonunu yapmadan yamuk bakış açımızı değiştirme imkanımız olamaz. Döner, döner yine aynı noktaya geliriz.

Dinin, adalet, ahlak, makuliyet, emniyet, sevgi ve hoşgörü olduğunu unutmamak dileğiyle son sözü yine Bardakoğlu Hoca’ya bırakıyorum:

“Siyaset ve İslam’ın iç içe olması İslam’a büyük haksızlıktır. İnsanlar artık siyasete olan ilişkilerine göre dinle ilişkilerini ayarlıyorlar. Siyasete kızan dine de kızmaya başlıyor. Siyasetin yanlışı dine ait olmaya başlıyor. (Ali Bardakoğlu, ‘Din adamları yaşadığımız çağın sorunlarının farkına varmalı’, Habertürk, 8 Ocak 2017)

Evet, ben de Bardakoğlu’nun teşhisine aynen iştirak ediyorum. Yıllardır ifade etmeye çalışıyorum; “Din alanına müdahale etmeyin. Sadece hürriyet iklimini yayın. İnsanın düşünce ve ifade hürriyetinin önündeki bariyerleri, blokajları kaldırın, insanin kamil anlamda hürleşmesine yardımcı olun. Mabudu ile baş başa bırakın. Kendi hür iradesi ile tercihini oluştursun. İster inansın, ister inanmasın. Devleti yönetenler olarak bunların tercihinden sorumlu değilsiniz.

Bilmiyorum derdimi anlatabildim mi? Hz. Musa misali kelime dağarcığımla bu kadarını ifade edebiliyorum. İnanıyorum içinizde nice Harun'lar var. Hakikati tastamam açıklamayı da bunlardan umuyorum. Eğer bu mahut gidişatı tersine çeviremezsek, Allah muhafaza, bizimle birlikte insanlık bu çağa kaybetmiş olacak.

Bu makale 2100 kişi tarafından okundu.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan köşe yazıları/makaleler yazarların kendilerine ait görüşleridir. Köşe yazıları, makale ve yorumlardan Liberal Gazete veya liberalgazete.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Yazı, makale, yorum, herhangi bir içeriğin anayasa ve yasalara aykırı olamayacağı açıktır.
Sayısal Yazılım

Neden Liberal Gazete?

bilgi@liberalgazete.com

© Copyright - 2013 Liberal Gazete