16.01.2018 :
Fahrettin Dağlı : Bir Müslüman Olarak Davacıyım Sizden
Fahrettin Dağlı

Başta Rabbim ve sonra çok yakın arkadaşlarımın, dostlarımın şahadeti ile yaklaşık altı yedi yıl öncesinde başlayan bir hikayeyi özetlemeye çalışacağım. Bazı hususları açık ve net yazmaya gayret edeceğim. Benlik iddiasından, riyadan Allah’a sığınıyorum.
 
Bürokraside görev yapıyordum. 2003’ten itibaren üst kadroda, bürokratik bir göreve atandım. İcra ettiğim görev ve uzmanlık alanım denetim olduğu için bazı şeyleri daha yakın planda izleme ve değerlendirme imkanına sahiptim. İçeriden biri olarak AKP iktidarının işleyişini müşahede ediyor ve endişelerimi bizzat beraber çalıştığım bakan ve diğer birim sorumluları ile paylaşıyordum. Gün geçtikçe anladım ki, İslami hassasiyetler üzerinden iktidar olan arkadaşlar, bir şekliyle ANAP’ın, DYP’nin merkez sağ adına bıraktıkları mirası birkaç fırça darbesi ile sürdürmek niyetindeler. Kendilerine helal-haram, adalet hatırlatıldığında yüzlerinin ekşidiğini, rahatsız olduklarını hissediyordum. Adeta hal diliyle ‘Canım şimdi bunları söylemenin yeri mi? Siyaset alanı kamusal alandır. Dolayısıyla seküler alanda İslam’ın helallerini haramlarını konuşmak abesle iştigaldir.’  O günler, o yıllar benim için hüzün yılları idi. Akşamları evime döndüğümde gün içinde yaşadıklarım nedeniyle hüzne kapılıp derin acılar yaşıyordum. Elim, ayağım titriyor ve bir çıkış yolu arıyordum. Konuştuklarım, dertleştiklerim derdime derman olamıyorlardı. Umursamazlık, hissiyatsızlık, manevi hayatımda daha büyük tahribatlar yapıyordu. Bir süre sonra düzeltilmesi, tashih edilmesi noktasında etkimin sıfırlandığını hissedince de bağlı olduğum bakanla görüşerek görevden affımı istedim ve sonuçta emekliliğime kadar pasif bir konumda devam ettim ve emekli oldum. Emekli olduktan sonra mesaimi tamamen hak, hukuk ve adalet mevzuuna tahsis ettim.
 
İslami hassasiyetler üzerinden kotarılan iktidarın, gittikçe haktan ve adaletten uzaklaştığını ve rotasını “Muhafazakar demokrat” gibi ucube bir söylem üzerine oturttuğunu ve bu söylem üzerinden İslam’ın haram addettiği çoğu şeyin meşrulaştırıldığını gördükçe, bu zemin üzerinde yürütme niyetinde olduğum mücadelenin zaruretine daha çok iman etmeye başladım. Bir davetçi olarak tanıştığım veya tanışamayıp mahallenin az çok hassasiyetleri olabileceğine kanaat getirdiğim çoğu insanın kapısını çaldım. Dilimin ifade ettiği kadarıyla gidişatın vahametini izah etmeye çalıştım. Çırpındım, didindim. Ne yazık ki ‘endişelerinizde haklı olmakla birlikte şu an yapabileceğimiz çok fazla bir şey bulunmamakta” mazeretinin ötesinde dikkate değer bir aksülamel almadım.
 
Alt İslami mensubiyetleri/aidiyetleri ne olursa olsun İslami kesimde entelektüel birikimine itimat ettiğim çoğu insana müracaat ettim. “İsimlerinizin, konumlarınızın, seciyelerinizin toplumsal bir karşılığı var. Gelin, bu mirası, bu nimeti ve kazanımı hak ve adalet mücadelesine tahvil edin.” önerisinde bulundum. Ne yazık ki her davetimde ellerim böğrümde kaldı.
 
Bazı dostlar soruyordu; “Neden İslami çevre? Hâlbuki diğer mahallelerde oturup hak, hukuk ve adalet konusunda hassasiyetleri olan yüzlerce insan var. Neden onlara müracaat etmiyorsunuz?
 
Bu soruya cevabım şuydu: Evvelemirde benim oturduğum mahalle yanıyor. Bu ateşe, aleve acil müdahale etmemiz gerekiyor. Dışarıdan birisinin müdahalesi ideolojik bir reaksiyonla rahat bir şekilde provoke edilebiliniyor…
 
Burada umudum, beklentim; yürütülen politikalar üzerinden dinin mahiyetine, pratiğine yapılmakta olan suikastın önüne geçmekti. Bu da ancak bu mirasın sahiplerinin üstlenmeleri gereken bir görev ve sorumluluktu. Burada yegâne amacım, dinimin yönetime ve muamelata dair muazzez değerlerinin bu kirli siyasi arenaya kurban edilmesinin önüne geçmekti. İktidar sahiplerini yanlışlarından, zulümlerinden döndürmekti.  
 
Evet, herhalde neden öncelikle mahalledeki mukimlere müracaat ettiğimi anlatabildim. CHP’nin gerçekleştirdiği adalet yürüyüşü bu endişemize turnusol oldu. Ne diyor bazı zalimler, haksızlar, insanlıktan ve İslam’dan nasiplenmemiş insan müsveddeleri: “Efendim ‘adalet yürüyüşü’ yapmak CHP’ye mi düşüyor? İlk önce kendi zulümleri ile yüzleşsinler” nakaratları ve ardından CHP’nin tarihinde işlenen zulümler sıralanıyor. Şimdi bu zalimlere soruyorum: Eyvallah, CHP’nin zulüm tarihi sıralamasında eksiğiniz vardır, fazlalığınız yoktur. İyi de bu tespit, bugünkü siyasal iktidarın mevcut adaletsizliklerini, hukuksuzluklarını, yolsuzluklarını görmememize mazeret mi olacak? Sui misal neden emsal oluyor? Kendinizi o geçmişle kıyaslayıp “Onlar yapınca hak oluyor da biz yapınca mı hak olmuyor” noktasında mı duruyorsunuz? Eğer bu noktada iseniz onların zulüm ihtiva eden siyaseti ile nasıl mücadele etmişsek sizinki ile de aynı şekilde mücadele edeceğiz demektir. “Siz daha iyi Müslümansınız(!) diye size ayrıcalıklı davranmamızı mı bekliyorsunuz? Hayır, diğerlerine ‘bir’ karşı durmuşsak sizinkine ‘on’ karşı duracağız. Çünkü siz binanızı, başımızdan aziz bildiğimiz değerler üzerine inşa ettiğiniz iddiasındaydınız. Bu değerlere olan haksızlık, nefsime yapılandan daha büyük mukabele görür. 
 
İlimden, hikmetten, akıldan mahrum bir başka savunmanız: “Adalet’i savunmakla CHP ile aynı safta olmuyor musunuz?” Dün referandum düzenlemenize “Hayır” dediğimiz için bizi “PKK, FETO, CHP” ile aynı safta duruyorsunuz deyip yer yer tekfirle suçladığınız gibi…
 
Allah aşkına şimdi söyleyeniz;
 
-İşlenen bunca haksızlığı görmüyor musunuz? Görüp de duymamış modunda mı duruyorsunuz?
 
-Sizi olup biten onca haksızlık, adaletsizlik hiç mi rahatsız etmiyor?  
 
-İktidara hakkı ve adaleti hatırlatmak sizden neyi kaybettirecek? Hangi işiniz ve aşınızdan olacaksınız? Hangi ballı, kaymaklı iş ve imkanlarınızı kaybedeceksiniz?
 
-Ellerinizin altındakileri kaybetme endişesini mi taşıyorsunuz?
 
-Viran olası hanede evlad-ü ıyal mı var?
 
-Çocuklarınız aç, sefil, barınaksız kalır mı diye endişe ediyorsunuz?
 
-Allah’ın Rezzak olduğuna iman etmiyor musunuz?
 
-Sizin kutsallarınız nedir Allah aşkına? Devlet mi kutsal, yoksa Allah’ın hükümleri mi?
 
Böyle bir şey yok demeyin. Bu korkuyu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Hatta kendinizle de yetinmeyip, çevrenize de aynı korku ve endişeleri salıyorsunuz. Aynı tembihatları yapıyorsunuz; “Efendim çocuklarınız küçük, okullarda öğrenci, bari kendinize acımıyorsanız çocuklarınıza acıyın. Yarın sizin yüzünüzden iş ve aştan mahrum kalmasınlar” diyenler sizler değil misiniz?
 
Bunu bana diyenlere şu suali sormaya hakkım yok mu? “Kimseye hakaret etmiyorum, kimseye iftira atmıyorum, kimseyi tekfir etmiyorum. Gördüklerimi, duyduklarımı, dilsiz şeytan pozisyonuna düşmemek için yazıp Allah'a şahitlik bırakıyorum. Eğer haksız görüyorsanız buyurun yanlışımı, hatamı söyleyin. Size verilecek bir cevabım varsa onu ifade ederim. Yok, eğer gerçekten haklı olduğunuza kanaat getirirsem size teşekkür eder, kendimi tashih ederim.”
 
Şimdi tekrar soruyorum; 

-Bunları ifade ettiğimden dolayı çoluk çocuğumun rızkından endişe ediyorsanız bunun tersinden okuması: “İkaz ve uyardığınız iktidar mensupları, sizin bu tavrınızdan dolayı yarın çoluk, çocuğunuza iş vermemek suretiyle aç ve sefil bırakabilirler” demek değil midir?
 
-Peki, insanı rızıkla terbiye etmenin İslami karşılığı nedir? Hiç düşünüyor musunuz?
 
-İktidarı muhafaza ve koruma adına Allah’ı gücendirdiğinizin farkında değil misiniz?
 
-Allah aşkına elinizi vicdanınıza götürün, sizin için önem sıralamasında birinci sırada Allah mı var yoksa iktidar mı?
 
-Bu soru abestir deyip yüz çevirmeyin. Fiillerinizin, sözlerinizin neye tekabül ettiğini oturun ilmin ve hikmetin mihengine vurun. Bakalım ne göreceksiniz?
 
-Evet, bir Müslüman olarak Müslümanların büyük çoğunluğundan, adalet çığlıklarını duyup da ilgisiz, kayıtsız ve umursamaz davrananların hepsinden davacıyım.
 
-Müslüman’ın en büyük davası olması gerek “Adalet” bayraktarlığını CHP’ye kaptırdığınız için davacıyım.
 
-Bu mübarek emaneti koruyamadığınız için davacıyım.
 
-Umutlarımızı, hayallerimizi berhava ettiğiniz için davacıyım.
 
-Hakkın hatırını âli kılmayıp iktidar zebunu fanilerin hatırına değiştirenlerden olduğunuz için davacıyım.
 

Bu makale 2073 kişi tarafından okundu.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan köşe yazıları/makaleler yazarların kendilerine ait görüşleridir. Köşe yazıları, makale ve yorumlardan Liberal Gazete veya liberalgazete.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Yazı, makale, yorum, herhangi bir içeriğin anayasa ve yasalara aykırı olamayacağı açıktır.
Sayısal Yazılım

Neden Liberal Gazete?

bilgi@liberalgazete.com

© Copyright - 2013 Liberal Gazete