16.01.2018 :
Fahrettin Dağlı : Artık Bu Hukuk Faciasına Son Verelim
Fahrettin Dağlı

Bu ülkede neredeyse on yıldır kelimenin tam anlamı ile bir hukuk faciası yaşanıyor. Ergenekon ve Balyoz Davaları ile başlayan ve bugün FETÖ ile devam eden yargılama süreçlerinde hukuk adeta katledildi. Hasmını alt etmenin bir manivelası olarak kullanıldı. Uzun uzun bu süreçlerdeki hukuk zayiatlarını anlatacak değilim. Bugüne kadar her şey tafsilatlı olarak yazıldı, çizildi. Bu yazıda “Artık bu faciaya son verelim.” arzumu seslendirmeye çalışacağım.

Dediğim gibi bir şey uygulana uygulana bir kültüre dönüşürse tabiatı gereği ya iyiye veya kötüye inkılap eder. İyi (salih) ameller/eylemler, hem sahiplerine, hem de takipçilerine hayır kapıları açar. Aksi olan kötülükler ise yine hem sahiplerine ve hem de takipçilerine şer kapılarını aralar. Doğacak sevap ve günahlar, buna yol açanlardan başlamak üzere onların açtığı yolda yürüyenlerin hepsinin hesabına yazılacaktır. Bunda tereddüt yok.

Bu ülkede Ergenekon ve Balyoz süreci yaşandı. Doğru bir davanın torbasına onlarca masum insan tıkıldı. Ve bir kapı aralandı. Öyle bir kapı ki bugün kapatmak bir yana yan kapılar açmak suretiyle hukuk/barış/selam evi delik deşik edildi.

O gün o davaların arkasında olan ve hatta savcısı olduklarını beyan eden siyasal iktidar, devran değişince, ortağı ile nizalaşınca, bunların topunu onların kucağına koymak suretiyle bu günahtan beri olduğunu savundu. Hâlbuki hukuk devletlerinde, ülkede olup biten her şeyden hükümetler sorumludur. Eğer kamuda bir paralel yapılanma oluşmuşsa yine bunun birinci dereceden sorumlusu hükümetlerdir. Denetlemeyen, olup biteni sorgulamayan bir hükümetin “Bizi aldatmışlar.” gibi bir mazerete sığınma hakları olamaz. Eğer gerçekten aldatılmışlarsa, hukukta kural olan “Ağır ihmal ihanettir.” gerçeğinden hareketle siyasal iktidarın bu fecaat karşısında hemen emaneti asli sahiplerine devir edip köşeye çekilmesi olmalıydı. İlim ve ahlak bunu gerektirirdi. Hukuk devletinde, bu ağır vakıada olduğu gibi “Allah bizi affetsin.” diye geçiştirilecek bir şey olamaz. Malum mükâfat ve mücazatın yerli yerinde işlemediği/işletilmediği bir ülkede hukuk devletinden bahis etmek mümkün değildir.

Ortada mağdur olan yüzlerce/binlerce insan var mı?

Ülkenin hukuk düzeni ağır bir darbe almış mı?

Ülke insanın hukuka olan inancı dip yapmış mı?

Bu durumda, haliyle ilk yönelip sebebini soracağımız makam neresi olmalı?

Ülke yönetiminin vekâletini verdiğimiz siyasal iktidar olmalı değil mi?

Ne yazık ki öyle olmadı.

Bütün günahı, “Paralel Yapı” diye tanımladıkları bir grubun hanesine yazmak suretiyle olup bitenin asli fail olmaları gerekirken, neredeyse mağduru rolüne büründüler. Ki çoğumuz biliyoruz ki, ortada iradeyi fesada sokacak ciddi bir aldatma yok. İrade ederek, bilerek, ortaklaşarak bu facianın altına imza atmışlardır. Ne zamana kadar? Menfaat ve çıkarlarının uyuştuğu yere kadar. Kendi deyimleri ile ‘bir asırlık vesayet’ kalkınca her iki ortak kendi vesayetlerini ikame etmek istediler. Ve işin tabiatına uygun olarak ondan sonra da iktidar savaşı başlamıştır. Yani, kimse kimseyi kandırmamıştır, şartlarını, karşılıklı ahitlerini bilerek, isteyerek yaptıkları bir izdivacın ihanetle sonuçlanması sonrasında başlayan kavganın ortasında kalan hukukun yediği bir darbe var. Bedel ödemesi gereken siyasal iktidar ise halen “Kandırıldım, yanıltıldım.” modunda…

Bugün ise eski günah ortağı ile giriştiği mücadelede yine en ağır darbeyi hukuk düzeni görmektedir.

Ne diyorlar iktidar sahipleri?

“Ergenekon ve Balyoz davalarındaki kumpasların hepsi ‘Paralel Yapı’nın eseridir.

Hadi bir an için bu tezin doğru olduğunu farz edelim. Peki, bu söyleminizde samimi iseniz, bugün yapacağınız en önemli şey, geçmişin bu hukuk facialarını tamir, tadil ve tashih edip, buna yol açanları cezalandırmak olmalı değil miydi? Bırakınız bunu yapmayı o gün söz konusu olan hukuksuz düzeni bugün KHK’lerle normal hukuk düzeni haline getirdiniz. O gün yapılanlara bugün rahmet okutturuyorsunuz. Şimdi samimiyetinize nasıl inanalım? Bırakınız yanlışı tashih etmek, yanlışı yine daha kötüsü ile katmerleştirmek azmindesiniz.

Siyasal iktidar, hükmettiği medya imkanları ile tam bir algı (illüzyon) düzeni oluşturdu. “Doğruyu, yanlış; hayrı, şer; akı, kara” gösterme noktasında bayağı mahirleşti. Geçmişte tenkit ettikleri anti özgürlükçü, baskıcı, totaliter siyaset aktörlerinin halleri ile hallendiler.

Topluma bakıyorum, iktidara yakın/yaslanmış ana akım medyanın pompalaması ile tam bir cinnet hali yaşıyor. Önüne atılan her şeyi tetkik etmeden, sorgulamadan, aklını devreye koymadan doğru olarak kabul edip, dünyasını da, ahiretini de berbat ediyor. Ayette bahis edilen “Akıllarını kullanmayanların üzerine pislik yağar.” hakikati en kahırlı haliyle bugün tecelli ediyor.

Hükümet bir FETÖ torbasının ağzını açmış, hazzetmediklerini, sevmediklerini, zararlı gördüklerinin hepsini buna dolduruyor. Bu zulme maruz kalanların büyük çoğunluğu ise kendilerinin FETÖ’cü olmadıklarını ispatlamaya çalışıyorlar.

Az bir topluluk dışında diğer büyük çoğunluk cenahından birileri çıkıp demiyor ki, “Arkadaş bu FETÖ çuvalına doldurduğunuz insanların suçu ne? Hangi fiili, TCK kapsamında suç olarak addediyorsunuz? Bir suç tanımı yapar mısınız? Bazılarının işlediği ve konusu suç teşkil eden fiilleri nedeniyle kategorik olarak bir topluluğun tümünü suçlu addedip mahkûm edemezsiniz.”

Geçmişte şöyle veya böyle söz konusu cemaatin sağından, solundan; önünden, arkasından geçen herkesi suçlu ilan etmek, bırakınız hukuk devleti, arkaik idari düzenleri olan toplumlarda bile söz konusu olamaz. Ve böyle yaparsanız da işin içinden de çıkamazsınız. Şikayetlendiğiniz ‘kurunun yanında yaş da yanıyor’ fecaati daha kesif bir şekilde sürüp gider. Çünkü aslında siz suçlu aramıyorsunuz. Hasım olarak gördüğünüz bazılarını toptan imha etmek istiyorsunuz. Hâlbuki sizin işinizi kolaylaştıracak ve Allah’ın yardımını arkanıza aldıracak en önemli yöntem şu olmalıydı: evvelemirde sağlam ve halis bir niyet; “Tam adalete sağlayacak dört başı mamur bir hukuk düzenine niyetlendim, Allah’ım sen bize yardım et.” ve bu niyete munzam olarak kendi milli hukuk sisteminizde, kadim değerlerinizde karşılığı olan tüm hukuksal normlara dinamizm kazandırmak…

Bir sonraki adım da ise, dünya milletler camiasının benzer olaylar karşısında geliştirdikleri hukuk sistemlerini irdelemek suretiyle yeni bir hukuk felsefesi inşa ederek, toplumun tüm kesimlerinin hak ve hukuklarını garanti eden yeni bir hukuk düzeni oluşturmak olmalıydı.

Bu zor ve lakin gelecekte hayırla yâd edilmenizi sağlayacak bir ameliye idi. Ne diyelim, siz zora değil, iktidarınızı koruyacak, kollayacak, uzun ömürlü kılacak şer olanı tercih ettiniz. Hem kendi encamınızı, hem de yönettiğiniz toplumun geleceğini büyük bir riske attınız.

 

Bu makale 854 kişi tarafından okundu.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan köşe yazıları/makaleler yazarların kendilerine ait görüşleridir. Köşe yazıları, makale ve yorumlardan Liberal Gazete veya liberalgazete.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Yazı, makale, yorum, herhangi bir içeriğin anayasa ve yasalara aykırı olamayacağı açıktır.
Sayısal Yazılım

Neden Liberal Gazete?

bilgi@liberalgazete.com

© Copyright - 2013 Liberal Gazete