10.12.2017 :
Fahrettin Dağlı : İSLAMCI SİYASET PRATİĞİNİN İFLASI VE DİN YORGUNU GENÇLER
Fahrettin Dağlı

Ak parti kurucularından Ayşe Böhürler “Din Yorgunu” gençleri yazmış. Böhürler “Din Yorgunu” kavramını “Apaçi Gençlik”in yazarı Doç. Dr. Ömer Miraç’tan alıntılıyor. Miraç, riskli gruptaki, toplumun kenarındaki gençlerle ilgilenen ve akademik çalışmalarını bu alana hasreden bir akademisyen.

Doç. Dr. Ömer Miraç; bu koşullarda yetişmiş babaların, annelerin ve öğretmenlerin çocuklardan beklentileri çok fazla olduğu için onlara çok fazla dini yükleme yaptıkları kanaatinde. Oysa bugünün gencinin mücadele ettiği, aşmaya çalıştığı çemberleri bambaşka. Dava adamı olmak istese de bu kavram artık o dönemki bağlamını yitirmiş… İlla ki ondan Necip Fazıl–Sezai Karakoç okuması bekleniyor. Muhafazakâr camiada kitap hediyesi denince akla Sezai Karakoç geliyor. Kaç genç bu kitapların kapağını açıyor bakmak lazım.

Vakıf ve derneklerimiz ise gençleri babalarının formatına sokmaya çalışıyor ve bu format onlara göre değil.

Vakıf ve derneklerimizin çoğu bunun farkında değil. Hâlâ onlar her şeyi biliyor, hâlâ toplum ateist, günahkâr, sapık, dünyevi… “Gençler ise onlarla aynı fikirde değil. Kaybediyoruz genç kuşağı. Gönlümüzde kimseye yer yok, çocuklarımıza bile!” diyor.

Ve Böhürler, Doç. Miraç’ın bu tespiti üzerinden yazısını şöyle bağlıyor:

“Doğrusu her bir cümle tokat gibi geldi. Artan bağımlılık, şiddet ve gençlik sorunları üzerine görüş alırken aynada yansıyan hatalarımızla yüzleşmek zor! Belki de bugün hepimize hâkim olan “İslâmî serüven kırılıyor” duygusunun sebebi de bu!

Elbette bu kırılmadan umutsuzluğa düşmemek gerekiyor. Ömer Miraç da bu kanaati taşıyor, ‘Yerinize dimağı açık çok güzel gençler geliyor’ diyor…

Gençlerin arasından bir sosyolog bunları aktarıyorsa “neler oluyor” diye bakmak gerekiyor. Diğer önemli bir tespit de... “Gençlerin takip edebileceği, onların dini sorularını hoca düzeyinde cevaplayabilecek bir temsilci yok ya da çok az.”

Allah muhafaza etsin, eğer Allah’a imanım olmamış veya zayıf olsaydı ciddi bir psikolojik travma geçirebilirdim. Düşünce dünyamızda ve tefekkür âlemimizde bu ciddi çöküş ve savrulma bizleri geleceğe dair ciddi bir endişeye sevkediyor. Yazılı ve sosyal medyada takip ettiğim aydınların/entelektüellerin nasıl bir savrulmaya uğradıklarını görmek içler acısı, yürek burkuyor. Gençleri konuşurken kendimize bakmamak, unutmak... Dünümüz ile bugünümüzün çelişkilerini, tenakuzlarını görmemek…

Gençlerden önce ebeveynler/büyükler/kanaat önderi rolünü oynayanlar olarak nasıl bir değişime (Özal’ın deyimiyle transformasyon) uğradıklarını ıskalamak…

Bir arkadaş anlatıyordu; Toplumsal, dini bir meseleyi Ak Partili bir siyasetçi ile paylaşmak istiyordum. Bir gün bir vesile ile bir millet vekilinin oğlu ile tanıştık. Ona maruzatımı anlattım. Genç arkadaş bana dedi ki, sizi babamla görüştürürüm, meseleyi ona anlatırsınız. Yalnız babam sözkonusu husus ile ilgili konuştuğu zaman siz jest ve mimiklerime dikkat edin. Nerede yalan söyleyip söylemediğini yüz mimikleri ile size işaret ederim.” Demek istiyor ki, “Ben babama itimat etmem, konuştuğu zaman yalan söyler.”

Yine birkaç yıl önce bir mezuniyet töreninde şu an CB baş danışmanlığını yürüten eski bir Ak Parti milletvekili kürsüde konuşuyor: “İlkokula giden oğlumu sabah uykudan uyandırmaya çalışırken bana; “Baba bugün okula gitmek istemiyorum.” Karşılık olarak; “Olur mu oğlum? Bu durumu öğretmenine nasıl izah ederiz?” deyince; “Baba sen merak etme, aile doktorumuza gider rapor alırım.”

Vekil, oğlunun bu cevabını zekası ile ilişkilendirip taktir ediyor. Yanımda oturan iki mezun liseli genç tebessümle bana baktılar; Adeta “Ne diyor bu?” Öğretmenini bir kağıt parçası ile aldatmaya niyetli çocuğunun ahlakını sorgulamak yerine “Oğlum ne kadar da zekiymiş” sonucu çıkarmak… Oysa eğitimin ahlaki boyutunun ihmali, kara yolunda trafiği düzenleyen trafik işaretlerinin olmaması demektir. Bu durumda da kaza geliyorum demez, gelir.

Ki bu yazıyı okuyan çoğu arkadaşımız, hafızalarındaki benzer örnekleri hatırlayacaklardır. Yani öyle istisnai vakalardan değil. Peki, neden iki siyasetçiden bu örnekleri vererek konuya giriş yaptım? Çünkü hem bir sosyolog ve hem de Ak Parti’nin kurucu aktörlerinden birisi bu yazının müellifi. Doç. Miraç’in tespitlerine hayret etmiş. Ben de hanımefendinin hayret ettiğine hayret ettim doğrusu. İçinde bulunduğu siyaset çanağının ne kadar kirlendiğinin farkında olmamasına hayret ettim. İslamcı siyaset pratiği adına öyle bir temsil örneği bırakıyorsunuz ki başka düşmana, üst akla hacet yok.

Hanımefendinin biliyor olması lazım; Ortadoğu toplumlarında insanlar ve daha özelde gençler, mitleştirdikleri siyasal aktörlerle benzeşmek, aynileşmek gibi bir eğilime ve geleneğe sahiptirler.

Malum yönetim sözkonusu olduğunda çokça paylaşılan bir hadis; ‘Nasılsanız öylece yönetilirsiniz.’ Bugünlerde bu hadis yine başarısızlıkların, yanlışların, hataların mazereti oluverdi. “Halbuki İbn-ü Haldun, ta asırlar öncesinde, sözkonusu hadisin yanlış tefsir edildiğini ifade eder. Yönetici kesimin idaresi ile toplumsal değişimin iyiye, hayra inkılabının at başı gitmesi gerektiğini belirtir. Onun için baştaki idarecilerin adil, güvenilir, itimat edilir olmaları, iklimi adalete evirme gayretleri, toplumsal değişimi tetikleyecek en önemli etkendir. Ahlaklı, erdemli, temiz bir yönetimin kendi toplumuna adil, dürüst ve ahlaklı olmalarını telkin etmeye yüzleri olur, sözlerinin etki gücü olur. Bir yönetim, adaletten uzaklaşmışsa, lüks ve sefahate düşmüşse, yolsuzluk yapıyorsa, yalan söylüyorsa, çirkin bir dil ve üslup takınmışsa, yönettiği halka aksini telkin etme imkanı ve yüzü ve sözü olabilir mi?

Evet, iddia ediyorum; Bugün gençlerimiz din yorgunluğu yaşıyorsa, deizme kayıyorsa, agnostisizme prim veriyorsa bunun en büyük müsebbibi Ak Parti iktidarıdır. Çünkü Ak Parti’nin çekirdek kadrosunu 1960 ve 70’lerin İslamcı gençliği oluşturuyor. Başta Erdoğan olmak üzere kadronun içindeki diğer karizmalar, mahallenin çoğu gençleri için birer mit idi. Onlar takip ediliyor, onlara öykünüyor, onlar gibi konuşmak, onlar gibi tutum ve davranış sergilemek özentinin ötesinde bir benzeşme arzusu idi.

Ne oldu peki? 2002’de iktidar ile yüzleşildiğinde sudan çıkmış balığa döndüler. Bir yandan 30 yıldır savundukları ve diğer yanda da reel-politiğin (politik ahlaksızlığın, pragmatizmin yumuşatılmış ifadesi) dayattığı şartlar… Bu girift politik arenada ne yapacaklardı? Ya bugüne kadar savundukları fikir ve düşüncelerini takip ve tatbik edeceklerdi veya dayatılan politik kirliliğe teslim olacaklardı. Birinci yol zor ve dikenli. İkinci yol ise idare-i maslahat adına daha iştah verici, nefse daha hoş ve kolay olandı. Ne yazık ki arkadaşlar İstanbul Büyük Şehir Belediye yönetiminde stajlarını yaptıkları ikinci yola revan oldular. Kendilerinden önce oluşturulan yol ve yöntemleri (reel-politik) aynen benimsediler.

Sanki iktidar olmanın yegana amacı, İslamcı kadroları iktidara taşımak, müesses nizamın kamu alanı dışına ittiği kesimi (özellikle başörtülü hanımları) kamusal alana taşımak, başörtü üzerindeki yasakları kaldırmak. Buna munzam başka şeyler; İmam Hatip Okulu, Kur’an Kursu v.b. dini müesseselerin sayısını artırmak, İslami vakıf ve derneklere devlet kasasından imkan sunmak. Beş aşağı, beş yukarı bu kadar.

Halbuki iyi, hayırlı ve faziletli siyaset adına bir yönetimden öncelikli beklenecek olanlar;

“Hiçbir ayırıma gitmeden (etnik ve dinsel) tüm toplumsal kesimlere karşı adil ve dürüst olmayı,

Toplumun sosyal sermayesi olan ‘güveni’ tahkim etmeyi,

Kamusal alanı, ehliyet ve liyakat ile adilleştirmeyi,

Üretilen toplumsal hasılayı eşit ve adil bölüştürmeyi,

Bütçe gelirlerini israf etmeden yerli yerinde verimli kullanmayı,

Halkın hak ve hukuklarının birbirine geçmemesi için adil hukuk düzenini kurmayı,

Doğuştan sahip olunan temel hak ve hukukları garanti altına almayı,

Toplumsal ihtilafları hızla çözecek adil yargılama düzenlemelerini hayata geçirmeyi,

Yolsuzluklara prim vermeyen bir denge denetim mekanizmasını işletmeyi…”

öncelemek ve bu konularda hassasiyet göstermektir.

Belki bunlara ilave edilebilecek tali başka şeyler olabilir…

Ancak ana omurgayı bunlar oluşturuyor.

Saydıklarım ile ilgili göstereceğiniz ciddiyet, önemsediğiniz, mensubiyet iddiasında bulunduğunuz dininiz için en hayırlı hizmet olacaktı. Ve İslam, teoriden pratiğe böyle bir iklimde kavuşur. Demem odur ki, tohum ne kadar iyi olursa olsun, istenen verimlilik için ekilecek arazinin iyi nadas edilmiş olması ve iklim koşullarının uygun olması gerekir. Siz ülkeyi böyle bir iklimden mahrum bıraktınız. Şimdi de çıkıp diyorsunuz ki;

“Doğrusu her bir cümle tokat gibi geldi. Artan bağımlılık, şiddet ve gençlik sorunları üzerine görüş alırken aynada yansıyan hatalarımızla yüzleşmek zor! Belki de bugün hepimize hâkim olan “İslâmî serüven kırılıyor” duygusunun sebebi de bu...”

Elbette yüzleşmek zor ve neredeyse imkansız. Çünkü her yüzleşmenin getireceği bir sosyal ve psişik maliyet var. Buna hazır değilsiniz. Seküler anlayışı ve yaşam tarzını öne çekerek dünyanın altında kaldınız. Kendinizle birlikte toplumun büyük kesimini de harama ve zulme bulaştırarak asli kimliklerinden uzaklaştırdınız. Nefislerinizi sorgulamak, aklınıza, dimağınıza hükmeden büyük şeytanın yerine, hokus pokus marifetiyle oluşturduğunuz sanal şeytanları taşladınız. Hedef seçtiğiniz düşman heyulalarına taş attınız. Bu menzile geldiğinizde artık mızrak çuvala sığmadı ve şimdi de “İslami serüven kırılıyor” ilanını veriyorsunuz. Ne kırılması, paramparça, tuz buz oldu. İşte tasvirini yaptığınız gençlik sizin iz takipçileriniz. Sizdeki değişimin hayal kırıklıklarını yaşayarak büyüyorlar.

Bir zamanlar ‘Kuzey-Güney savaşlarında dönemin gençliğinin kilise kapısına dayanarak, kilise mensuplarına dedikleri şey; “Yaptıklarınız, ettikleriniz, inandığınız din ise biz o dinden değiliz.” İşte bugün bu ülkenin gençleri de halleriyle, tercihleriyle bunu size ihsas ediyorlar.

Anlayanlar için…

Bu makale 588 kişi tarafından okundu.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan köşe yazıları/makaleler yazarların kendilerine ait görüşleridir. Köşe yazıları, makale ve yorumlardan Liberal Gazete veya liberalgazete.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Yazı, makale, yorum, herhangi bir içeriğin anayasa ve yasalara aykırı olamayacağı açıktır.
Sayısal Yazılım

Neden Liberal Gazete?

bilgi@liberalgazete.com

© Copyright - 2013 Liberal Gazete