16.01.2018 :
Mustafa Acar : Hükümet-Cemaat Çatışması: Fitneyi Önlemeye Yönelik Bir Sağduyu Çağrısı
Mustafa Acar

cAçıkçası büyük bir fitne ile karşı karşıyayız, bu fitne ateşini bir an önce söndürmek zorundayız. Akılla, vicdanla, sağduyu ve ferasetle hareket etmek durumundayız. Bu yazı, sözkonusu kavgada taraf olan olmayan, ama bu memleketin geleceğini, çocuklarımızın geleceğini ve Müslüman dünyanın geleceğini önemseyen herkese bir çağrıdır: Atalarımız “öfke ile kalkan zararla oturur” demişler. Gelin kardeşlik hukukumuzu hatırlayalım, yarın Büyük Mahkeme’de hesap vereceğimizi unutmayalım ve sonuçta birbirimize ve memleketimize zarar verecek, birlik ve dayanışma ruhunu yaralayacak eylem ve söylemlerden kaçınalım; meselelerimizi usûletle ve suhûletle, iyi niyet ve sağduyu çerçevesinde çözmenin yollarını arayalım.

Bu çerçevede, benim kanaatimce, bu aşamada, herkes bir adım geriye çekilmeli, son haftalarda olan-biteni soğukkanlı ve sağduyulu bir değerlendirmeye tabi tutmalı ve bundan sonra atacağı adımları yeniden düşünmelidir. Böyle bir değerlendirmeye ışık tutacak birkaç tespit ve tavsiye şu şekilde sıralanabilir:

1. Demokrasilerde devleti seçilmiş siyasetçiler yönetir. Yetki-sorumluluk dengesi son derece önemlidir. Siyasi sorumluluk kimde ise devleti yönetme yetkisi de onundur. Askeri vesayet kadar sivil vesayet de kabul edilemez. Devleti yönetmek isteyenler, bir siyasi parti kurar veya mevcut partilerden birine katılır, programını hazırlar, halka sunar. Halktan destek görüp yetki alırsa iktidara gelir ve devleti yönetir. Halktan yetki almadan, siyasi sorumluluk almadan, işlerin ters gitmesi halinde ortaya çıkması muhtemel riskleri üstlenmeden devlet yönetmeye, güvenlik ve yargı bürokrasisi üzerinden kendine iktidar alanı yaratmaya kalkışmak etik değildir; yasal değildir; meşru değildir. İktidar ortak kabul etmez. Sorumluluk kimde ise yetki onundur.

2. Bir sivil toplum kuruluşunun siyasette açıkça taraf olması ve bürokrasi üzerinden siyasi güç kullanmaya kalkışması tehlikelidir, herkesten çok kendisine zarar verir. Cemaatin, iktisadi terminoloji ile söylersek, “mukayeseli üstünlük” alanı eğitimdir; Cemaat topluma hizmetini okullar, dersaneler, kolejler, yurtlar ve pansiyonlar gibi eğitim kurumları üzerinden yürütmeli, devletin çeşitli kurumlarını da kontrol etmek istiyor görüntüsü vermekten özenle kaçınmalıdır. Eğitim hizmetleriyle toplumun her kesiminden sempati toplayabilen Cemaatin, siyasete aşırı angaje olması veya siyasetle çatışmasının kendi imajını yaralayacağını, varolan prestijini fena halde yıpratacağı bilinmelidir.

3. Cemaat yargı ve emniyet üzerinden böyle bir yetki devşirmesi çabası içinde değilse, böyle bir çaba içerisinde oldukları izlenimi veren kişilerden kendisini kesin olarak ayrıştırmalı, “bu insanlar bizden değildir, bizim onlarla hiçbir bağlantımız yoktur; eylemleri hiçbir şekilde Cemaate mal edilemez” demelidir.

4. Madem yolsuzluk iddiaları ortaya atıldı; madem temiz toplum yaratma ve yolsuzluklarla mücadeleyi şiar edinmiş olduğunu her fırsatta dile getiren bir hükümet var; o halde Ak Parti ve hükümet, hukuk devleti ilkesi çerçevesinde iddiaların üzerine sonuna kadar gidilmesini sağlamalı, varsa içindeki “çürük elmaları” ayıklamalı ve yeni bir dinamizmle yoluna devam etmelidir. Ancak suçluluğu kesin delilerle ortaya konuncaya kadar kişinin masumiyetinin esas olduğunu va’z eden “beraati zimmet esastır” evrensel hukuk prensibine riayet edilmeli, masum insanlar haksız yere töhmet altında bırakılmamalı, yargısız infaz yapılmamalıdır.

5. Kavganın tarafları birbirleriyle ilgili aşırı sivri, hakaretâmiz, rencide edici ve yaralayıcı bir dil kullanmaktan kaçınmalıdır. Toz duman dağıldıktan sonra yine yüzyüze bakacağımız, birbirimize muhtaç olduğumuz unutulmamalıdır. “Askeri vesayeti sona erdirmek için ne kadar uğraştık, hükümete var gücümüzle destek verdik” diyenlerin, bugün çeşitli ortamlarda askeri vesayetçilerle, Ergenekoncularla, Balyozcularla ve ulusalcı fanatiklerle adeta aynı dili konuştuğuna dikkat çekilmelidir. Böylesi kritik zamanlarda kimlerle aynı safta yer aldığımız, kimlerle aynı dili konuştuğumuz önemlidir.

6. Olan bitenlerin, hükümeti zor duruma düşürmenin, ekonomide makro göstergeleri kötüleştirip para kaçışını hızlandırmanın, yatırımlara zarar vermenin ve istikrarsızlık yaratmanın kimlerin ekmeğine yağ sürdüğüne dikkat edilmelidir. Olayların bu şekle evrilmesinde ne kadar doğrudan veya dolaylı rol aldıklarını tam olarak bilemesek de, bu tür olumsuz gelişmelerden, Türkiye’nin bölgesindeki hızlı yükselişinden, büyüyüp güçlenmesinden ve giderek daha bağımsız bir ülke haline gelmesinden rahatsız olan dış odakların çok memnun oldukları açıktır. Kendi içimizde iktidar kavgası yaparken ülkeyi kaosa sürüklemenin bedeli ve vebali çok ağırdır. Bunun hesabını yarın tarih önünde de, öbür tarafta İlahi Divan’da da kimse veremez.

7. Başka bir Türkiye yoktur; fitne ateşini söndürmez de gemiyi batırırsak hepimizin boğulacağını aklımızdan çıkarmamalıyız. Bu çerçevede iki tarafın akil insanları kamuoyu önünde değil, daha uygun ortamlarda bir araya gelerek fitne ateşini söndürmek, yangını dindirmek, gerginliği hafifletmek için doğrudan, yüzyüze konuşmalıdırlar. Her iki tarafta da bunu yapabilecek çapta, kalitede ve mizaçta insanlar vardır. Bu çerçevede Zaman gazetesinde Hüseyin Gülerce’nin, Sayın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ve Bülent Arınç’ın yaptığı tespit ve çağrılar son derece takdire değerdir.

Sonuç olarak, bir büyük imtihanla karşı karşıyayız. Sağduyulu hareket etmenin, bir şey söylemeden önce derin bir nefes alıp biraz düşünmenin, yangına körükle değil suyla gitmenin ve fitne ateşini söndürmenin zamanıdır. Herkes kendi kulvarında hizmet vermeli, kimse kimsenin “ayağına basmamalı”dır. Devleti seçilmiş siyasetçi yönetmeli, her türlü vesayeti sona erdirecek kurumsal tedbirler alınmalı, devlet sınırlı ve hesap verebilir bir aygıt haline getirilmeli, hukukun üstünlüğü tesis edilmeli, toplumu iyiye doğru değiştirip dönüştürmek isteyen sivil toplum kurumları da bunu eğitim ve sosyal yardım gibi gönüllü faaliyetler aracılığıyla gerçekleştirmeye çalışmalıdır. Herkesin kendi karşılaştırmalı üstünlük alanında hizmet vermesi suretiyle bu ülkeyi uçurmak varken, birbirimizle kavga ederek memleketimizi istikrarsızlığa ve yoksulluğa mahkûm etmenin, böylece bu güzelim ülkeyi başkalarının şamar oğlanı haline getirmenin vebali büyüktür, unutmayalım.

 

Bu makale 5641 kişi tarafından okundu.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan köşe yazıları/makaleler yazarların kendilerine ait görüşleridir. Köşe yazıları, makale ve yorumlardan Liberal Gazete veya liberalgazete.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Yazı, makale, yorum, herhangi bir içeriğin anayasa ve yasalara aykırı olamayacağı açıktır.
Sayısal Yazılım

Neden Liberal Gazete?

bilgi@liberalgazete.com

© Copyright - 2013 Liberal Gazete