16.01.2018 :
Güven Çetin : AKP Her Kesimi Kullanıyor...
Güven Çetin

AKP; Askerleri, Kürtleri, Alevileri, Cemaati, Sermayeyi, ... kullanıyor. Her seferinde bir veya birkaç kesimin desteğini alarak, farklı siyasi, düşünce ve kimlikleri birer birer sindirme yoluna giderek öfke topluluklarına dönüştürüyor.

Bu yazımın yanlış anlaşılmaması için şunu ifade etmek isterim; AKP'nin hedef aldığı kesimlerin geçmişlerini ve hatalarını kesinlikle savunmuyorum, her grubun veya her grubun her üyesinin sütten çıkmış ak kaşık olmadıklarını kamuoyu bilgisi dahilinde biliyorum. Ör; kimse faili mechul cinayetleri inkar edemez. katillerini savunamaz...

AKP, ilk yıllarında bizzat Başbakanın ifadeleri ile askerle hiçbir problemlerinin olmadığını, gömlek değiştirdiklerini, kemalizmle bir çatışma halinde olmadıklarını söylüyor, güvenlerini kazanıyordu. Kendisine oy veren cemaatle arası iyiydi, yine Başbakan bizzat kendisi okyanus ötesine o meşhur balkonundan selam gönderiyordu. AKP'nin en büyük destekçisi ise, kendisinden alınmış hakların iadesini bekleyen dindar kesimdi ve çoğunlukta olan bu kesimin yanına, bütün kürtleri kucaklayan bir anlayış, cemaati kendi pastasına ortak edecek bir yaklaşım ve askerin güvenini kazanması; ileride yapacakları için, kendisine gelecek hazırlıyordu.

En çok korktuğu kesim olan Askerdi, çünkü Türkiye'nin tartışılmaz güçlü kesimi askerdi ve o dönemin yetkileri ile bütün tepkilere rağmen, iktidarı AKP'den istediği zaman alabilirdi.  AKP bu gerçekten yola çıkarak, kendi geleceği için ilk hedef olarak askeri seçti ve desteğini sağladığı dış güçler ve ülkenin diğer siyasi kesimlerin ve en önemlisi halkın verdiği destekle askerin üzerine gitti ve askeri geçmişi ile adım adım yüzleştirerek, yavaş yavaş sindirme yoluna gitti ve geldiğimiz nokta; Asker ve çevresi bir öfke topluluğu.

Askeri istediği kıvama getiren AKP, diğer iki kesim olan sermaye ve cemaati hedef aldı. Çünkü iki kesim de menfaatçi gruplardı ve çıkarları çatışıyordu ve birinden birinin pasivize olması kaçınılmazdı. Ancak AKP, her iki kesimi de pasivize etme yoluna gitti.

Sermayeyi pasivize etmenin yolu ikinci grup bir sermaye geliştirmekti; hızla büyüyen Anadolu Sermayesi TÜSİAD ile rekabet edebilir konuma geldi. Yeni sermaye grubunun oluşumunda cemaatin payı önemliydi ancak AKP burada da dengeyi sağladı ve cemaati sindirebilmesi için sermaye gücünün aşırıya kaçmaması gerekiyordu.

Kendi sermaye gücünü kurduktan sonra, hatta paralel cemaatler de kurduktan sonra hedef seçtiği ana sermaye gücünü kırdı, ihaleleri iptal etti; bu sırada kendi sermayesinin desteği arzuladığı boyuttaydı. Sıra cemaate geldiğinde ise, cemaatler arasında da zaten var olan rekabetten yararlandı küçük bir kesim dışında zaten muhalefet de cemaati istemiyordu, ancak cemaatin yok edilmesinin AKP eliyle olmasını hazmedemiyorlardı.

AKP kurmayları çok ciddi çalışıyorlardı, sürekli anketler yaptırarak halkın nabzını yokluyorlardı, halkın nabzına göre bazen küçük risklerde göze alıyorlardı. Çünkü Türkiye'ye bir kahraman lazımdı ve bu kahraman Sn. Recep Tayyip Erdoğan'dı.

Recep Tayyip Erdoğan'ın kahraman olması için ortak bir noktada bütün Türkiye'nin desteğini alıyor olmalıydı. Bunun için ortak bir düşman seçilmeliydi.

Dünyanın sevmediği ortak düşman İsrail seçildi. Başbakanın İsrail'e sözlü saldırmaları herkesin hoşuna gidiyordu. Katliamları ile meşhur İsrail bütün Müslüman dünyasını yasa boğuyordu. T.C. Başbakanının ekranlarda zulümlere isyan etmesi, filistin için ağlaması herkesi duygulandırıyordu. İşte Müslüman dünyasının ve Türkiye'nin kahramanı Recep Tayyip Erdoğan (ABD bu planın neresinde acaba?).

Kahramanın ortak düşman seçmesi; ilerde yapacağı her hata ve yanlış için kolayca İsrail'i, ve dış güçleri suçlamasını, kendisine bir çıkış noktası sağlayacaktı. Çünkü kendisine karşı yapılan her muhalefete "İsrail oyunu" demek kolaydı ve paranoya zekası üstün olan insanları etkilemesi, kendisine taraftar olan sayıyı koruması kolaylaşacaktı.

Çözüm süreci adı altında Kürtlerin ve Alevilerin nabzını arada yoklayarak belli bir seyirde olmasını sağlıyor, geçmişte yapılan ve globalleşen dünyada artık olmazsa olmaz haklarını iade ederek güvenlerini kazanıyordu.

Geldiğimiz noktada Asker, Cemaat ve Sermaye birer öfke topluluğu haline dönüşmüş ve her fırsatta saldırmaktan kendilerini alamıyorlar. Onların bu saldırganlığı ve geçmişleri; AKP'nin kıvrak manevraları ile çoğunlukla AKP lehine sonuçlanıyor.

Peki farklı gruplar halinde öfke topluluklarına dönüşen Türkiye ne kazanıyor? kimlere ne kazandıracak?

Özgürlüklerin nasıl geldiği önemli değil, önemli olan gelmesidir. Dolayısıyla "yiğidi yer ama hakkını ver" anlayışından hareketle, AKP'nin faydalı denecek bir çok faaliyeti olduğu gerçeğini vurgulamak gerekir. AKP; geliştirdiği stratejileri uygulaması için özgürlükler alanında yenilikler yapmalıydı, ekonomiyi canlı tutmalıydı, kendi sermayesini büyütürken ülkeyi kalkındırmalıydı, bu süreçte sürekli büyüyen ihracat rakamlarını milletin gözüne sokacaktı ama asla ithalattan ve cari açıktan söz etmeyecekti. Diğerleri gibi AKP de; biz bugün yiyelim, içelim; gelecekte çocuklarımız, torunlarımız borçlarımızı öder diyordu...

Özgürlükler herkes içindir; şuna özgürlük, buna özgürlük diyerek yola çıkamazsınız. Kürtlere özgürlük dediğinizde, Türklerin özgürlüğü sorusu sorulacaktır. Dolayısıyla herkesin kendisini özgür hissedeceği bir toplum hayali ile yola çıkarak yasal düzenlemeler yapmalısınız. Yoksa yetersizlikler ve itirazlar toplumların kutuplaşmasına yol açacaktır. Geldiğimiz noktada özellikle ırk üzerinden siyaset yapan partiler acaba benim geleceğimin garantisi gidiyor mu? sorusu ile karşı karşıya kaldılar.

Ne olacağı belli olmayan çözüm sürecinin Aleviler ve Kürtler için nasıl sonuçlanacağı, Türklerin ve Sünnilerin tavrı adeta Türkiye'nin geleceğini belirleyecektir. Hedef seçilen kesimler ve diğer bütün kesimlerde iç içe geçmişlik olduğundan buradaki gruplaşmalar kompleks birer gruplaşmalardır, her grubun birbirleriyle bağlarının olması çoğu zaman avantajdır ancak sürekli belirsizlik potansiyelini yapısında bulunduran kesimlerdir.

AKP, Kürtleri ve Alevileri de sindirme yoluna giderse, öfke toplulukları haline getirirse; Asker, Cemaat, Sermaye, Kürtler, Aleviler, ... birer öfke topluluğu oluşturacaktır ki böylesi kutuplaşmış bir Türkiye Arap Baharının temelini oluşturanların nihayi hedefidir. 

ABD'nin çıkarları gereği hangi kesimi destekleyeceği belli olmaz, belirdiğinde de kimseye fayda sağlamayacağı açıktır. Çünkü ABD'nin taraftarlığı çıkarları doğrultusunda değişkendir.

Sn. Recep Tayyip Erdoğan'nın Başbakan olmadan önce Genel Başkan sıfatıyla Beyaz Saray'da ABD Başkanı tarafından karşılandığını hatırlayınca..! Allah Muhafaza...

Bu makale 9783 kişi tarafından okundu.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan köşe yazıları/makaleler yazarların kendilerine ait görüşleridir. Köşe yazıları, makale ve yorumlardan Liberal Gazete veya liberalgazete.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Yazı, makale, yorum, herhangi bir içeriğin anayasa ve yasalara aykırı olamayacağı açıktır.
Sayısal Yazılım

Neden Liberal Gazete?

bilgi@liberalgazete.com

© Copyright - 2013 Liberal Gazete